
Yetenek Savaşlarının Yeni Cephesi: Apple–OpenAI Davası “Acqui-Hiring” İçin Kırılma Noktası Olabilir mi?
Bundan yedi on yıl öncesine kadar işgücü piyasası ile rekabet hukukunu aynı cümlede kullanan pek kimse yoktu. 2007 yılında teknoloji devlerinin başındaki iki isim arasındaki mesajlaşma dönüm noktası oldu. Apple'ın kurucusu Steve Jobs, Google'ın o dönemki CEO'su Eric Schmidt'e kısa bir e-posta göndererek Google'ın bir Apple mühendisini işe almaya çalışmasından duyduğu rahatsızlığı iletti: “İşe alım ekibinizin bunu yapmayı bırakması beni çok memnun eder.” Schmidt'in cevabı gecikmedi; Apple çalışanıyla temas kuran Google'lı işe alım uzmanının “bir saat içinde” işten çıkarılacağı bildirildi. Jobs'un bu habere yanıtı ise yalnızca bir gülücük ifadesi oldu.
O gülücük pahalıya patladı. ABD Adalet Bakanlığı 2010'da Silikon Vadisi devlerinin birbirlerinin çalışanlarını “ayartmama” konusunda anlaştıklarını ortaya koydu; ardından 64 binden fazla mühendisin açtığı toplu dava, 2015'te mahkemece onaylanan 415 milyon dolarlık bir uzlaşmayla sonuçlandı. O günden bu yana işgücü piyasaları rekabet hukukunun ana gündem maddelerinden biri hâline geldi. Türkiye'de de Rekabet Kurulu'nun çok sayıda sektörü kapsayan “çalışan ayartmama” soruşturmaları ve verdiği cezalarla konu artık hepimizin maaş bordrosuna dokunuyor: Bu anlaşmalar şirketler arası bir centilmenlik değil, çalışanların ücretini ve kariyer hareketliliğini baskılayan birer kartel olarak görülüyor.
Bugün ise sahnede yine Apple var; ama bu kez şikâyetçi koltuğunda oturuyor ve karşısında yapay zekâ çağının yıldızı OpenAI duruyor.
Casus Filmi Tadında Bir Dava
Apple, Temmuz ayında Kaliforniya’da OpenAI'a, Jony Ive'ın kurucuları arasında yer aldığı io Products'a ve iki eski çalışanına karşı ticari sır hırsızlığı davası açtı. 41 sayfalık dava dilekçesi, kurumsal bir casusluk romanından fırlamış gibi.
İddialara göre Apple'da ürün tasarımından sorumlu başkan yardımcılığına kadar yükselen Tang Tan, şirketten ayrılmadan önce tedarikçilere ilişkin bilgileri kendi e-postasına gönderdi; OpenAI adına iş görüşmeleri yaparken de Apple'ın dahili proje kod adlarını kullanarak eski meslektaşlarından bilgi sızdırmaya çalıştı. Bir diğer isim, sekiz yıllık Apple mühendisi Chang Liu ise şirket bilgisayarını iade etmedi ve bir yazılım açığı sayesinde ayrıldıktan sonra bile Apple'ın dosya sistemine erişerek yayımlanmamış ürünlere ilişkin düzinelerce gizli belge indirdi. Dilekçeye yansıyan mesajı manidar: Eski bir iş arkadaşına “hâlâ erişebildiğini, bunun çok komik olduğunu” yazmış. Apple ayrıca OpenAI'ın, kendi güvenilir tedarikçilerinden birine Apple'a ait özel bir metal kaplama tekniğini “izinleri varmış gibi” uygulattığını da öne sürüyor.
Rakamlar da çarpıcı: Apple'a göre bugün OpenAI bünyesinde 400'den fazla eski Apple çalışanı görev yapıyor. Üstelik OpenAI, Mayıs 2025'te ortada tek bir ürünü bile bulunmayan io Products'ı 6,4 milyar dolara satın almıştı; kimi yorumculara göre bu bedelin bir kısmı fiilen “taşınan bilgi ve know-how” için ödendi. Apple bu tabloyu münferit bir hırsızlık değil, “teknik kadrodan donanım şefine kadar” kurumsallaşmış bir veri transferi olarak nitelendiriyor ve gördüklerinin “buzdağının görünen kısmı” olduğunu söylüyor. Jony Ive'ın adının dilekçede hiç geçmemesi ise dikkat çekici; bazı gözlemciler bunu, ileride masaya oturulacak bir pazarlıkta Apple'ın elinde tuttuğu bir koz olarak okuyor. OpenAI cephesi ise iddiaları reddediyor: “Başka şirketlerin ticari sırlarıyla ilgilenmiyoruz.”
“Acqui-Hiring”: Şirketi Değil, Beynini Satın Almak
Bu davayı rekabet hukukçuları için ilginç kılan şey, ticari sır boyutundan çok arka planda duran soru: Bir şirketi resmen devralmadan ekibini topluca transfer ederseniz, bu bir birleşme midir? Soru ilk kez ciddi biçimde Mart 2024'te, Microsoft'un yapay zekâ girişimi Inflection'ın kurucuları dahil ekibinin neredeyse tamamını işe alıp teknolojisi için münhasır olmayan bir lisans bedeli ödemesiyle gündeme geldi. İngiliz rekabet otoritesi CMA'in cevabı “evet” oldu: Çalışanların, know-how'ın ve lisansın birlikte el değiştirmesi “ekonomik süreklilik” yaratıyordu ve işlem bir devralma sayılmalıydı. Ne var ki Inflection'ın pazar payı o kadar küçüktü ki işlem, rekabeti önemli ölçüde kısıtlamayacağı gerekçesiyle onaylandı. Avrupa Komisyonu ve Alman Federal Kartel Ofisi de işlemi ilkesel olarak bir yoğunlaşma biçiminde nitelendirdi; ancak usul ve eşik engelleri nedeniyle esaslı bir denetim yine gerçekleşmedi. Kısacası doktrin kuruldu ama uygulama havada kaldı: Otoriteler “bunu birleşme sayarız” dedi, fakat kimseye “dur” demedi.
Kırılma Noktası Neden Şimdi Gelebilir?
Apple–OpenAI davasının asıl önemi tam burada. Microsoft/Inflection dosyasında otoritelerin elinde teorik bir çerçeve vardı ama somutlaşmış bir zarar yoktu. Apple'ın dilekçesi ise toplu yetenek transferinin fiilen neyi taşıyabileceğini adeta belgeliyor: tedarikçi listeleri, teknik şartnameler, üretim teknikleri, yayımlanmamış ürün bilgileri. Başka bir deyişle 400 kişilik bir “göç”, pekâlâ bir fabrika ya da patent portföyü devralmak kadar güçlü bir rekabetçi varlık transferi anlamına gelebiliyor.
Buradan üç senaryo türetilebilir. İlkinde dava bir sulh anlaşmasıyla biter; Apple tazminatın yanında OpenAI'ın donanım projesine ilişkin bazı taahhütler koparır ve mesele bireysel bir ticari sır uyuşmazlığı olarak kapanır. İkinci senaryoda mahkeme kayıtları, rekabet otoritelerine aradıkları somut kanıtı sunar: Toplu işe alımların bilgi ve know-how transferiyle iç içe geçtiği belgelenirse, CMA'in Inflection kararında saklı tuttuğu “gelecekteki işe alımları da inceleriz” yetkisi hayata geçer ve büyük çaplı acqui-hire işlemleri için ön bildirim yükümlülüğü tartışması alevlenir. Üçüncü ve en ilginç senaryo ise ironik bir tersine dönüş: Rekabet hukuku on yıl önce şirketlerin birbirinden çalışan almamak için anlaşmasını cezalandırıyordu; şimdi ise agresif toplu işe alımın kendisi, örtülü bir devralma olarak mercek altına giriyor. Yetenek, resmen bir “varlık” statüsü kazanıyor.
Türkiye açısından da mesele uzak sayılmaz. Rekabet Kurumu işgücü piyasalarını gündemine çoktan aldı; yapay zekâ yarışının büyük ölçüde yetenek transferleri üzerinden yürüdüğü bir dünyada benzer bir sorunun bir gün Ankara'nın masasına gelmesi sürpriz olmaz. Sade vatandaş içinse denklem daha basit: Bu davanın sonucu, cebimizdeki telefonun yerini alması beklenen yapay zekâ cihazlarını kimin, ne zaman ve hangi fiyata üreteceğini belirleyecek.
Microsoft/Inflection dosyasında teoride kalan denetim, bu dava sayesinde toplu yetenek transferlerinin birleşme denetimine tabi tutulduğu yeni bir dönemin kapısını aralayabilir.





