
Dijital Pazarlar Yasası
<u>DİJİTAL PAZARLAR YASASI, APPLE SORUŞTURMASI VE ÖDEME HİZMETLERİ: BİZE NE FAYDASI OLACAK?</u>
10/6/2024
Geçtiğimiz hafta Rekabet Kurulu Apple hakkında Soruşturma açtığını
duyurdu. Konuyu yakından takip edenler bu haberi duyduklarında çok
şaşırmadılar. Zira Türk rekabet otoritesi dijital ekonomi alanında
dünyanın en etkin rekabet otoritelerinden biri. Tek başına Google,
Türkiye’de rekabet hukuku soruşturmalarını beşlemiş durumda. Google’ın
yanısıra Meta, Alibaba (Trendyol), Sahibinden, Booking gibi dijital
alanının devlerinden Nadir Kitap gibi daha küçük oyunculara kadar çok
sayıda firma ‘yeni tip rekabet ihlalleri’ kapsamında soruşturmalara
maruz kalıyorlar.
Rekabet Kurumu bir yanda dijital alandaki soruşturmalarına tam gaz devam
ederken bir yanda da ilk defa iki yıl önce gündeme gelen kanun
değişikliği bekliyor. Rekabet Kanunu’nda AB’deki Dijital Pazarlar
Yasası’na (Digital Markets Act - DMA) benzer değişikliklerin yapılması
planlanıyor ve bu konu zaman zaman hararetleniyor.
Yeni tip rekabet ihlalleri, Apple’a soruşturma, dijital pazarlar yasası…
Bu kavramlar konuya aşina olanlar için bir şeyler ifade etse de çoğumuz
için – haklı olarak – hiçbir anlam ifade etmiyor. Merak edip Rekabet
Kurulu’nun bir gerekçeli kararını okumaya kalksanız, ortalama 150 – 200
sayfa çıkıyor karşımıza. Yeri geliyor insan iki twit okumaya üşeniyor bu
çağda. DMA desek, kavramları bir dert, getirilen yeni kuralları anlamak
ayrı bir dert.
Hal böyle olunca ben de halk için ekonomi gazeteciliğine heves ederek bu
konuların vatandaşa bakan yönünü anlatmaya karar verdim. Amacımız basit.
Hayatın içinden tek bir alan seçeceğiz. Bu, ödeme hizmetleri olacak.
Kanun değişikliği tartışmalarının ve açılan soruşturmaların ödeme
hizmetleri alanında hayatımıza nasıl dokunacağını, ödeme
alışkanlıklarımıza ve cebimize nasıl yansıyacağını anlamaya çalışacağız.
Örneğimiz Apple üzerinden olacak ama söylediklerimiz diğer dijital
devler için de geçerli olabilecek.
<u>DMA Dedikleri…</u>
Kanun çalışmaları ile başlayalım. Gerçi bizde henüz kanun yok, taslak
var. O taslak da ne zaman kanunlaşır, meçhul. Ama olsun, Avrupa’da hazır
çıkmışı var. Üstelik neredeyse bizdeki taslak ile aynı. Dolayısıyla ilk
hedefimiz bu meşhur DMA’in temel mantığını kısaca ve basitçe anlamak.
DMA’in temel mantığını basit: Dijital ekonomiyi organize sanayi
bölgesine benzetirsek, bazı hizmetler de bu sanayi bölgesinin otoyolları
gibi. Onlar olmadan olmuyor. Şirketler bu hizmetlere eşit şartlarda
erişemeyince, pazardaki hakkaniyet bozuluyor. Otoyolun kontrolünü elinde
bulunduran az sayıda firma ‘kendi yiyor salkımı ele veriyor talkını’.
DMA’de bu hizmetlere ‘Temel Platform Hizmetleri’ deniyor. Her birinin
teknik isimleri olsa da temelde, Microsoft Office, Android, IOS gibi
işletim sistemleri; Google gibi arama motorları; Amazon, Alibaba gibi
çevrimiçi aracılık hizmet sağlayıcıları; Google Play Store, Apple Store
gibi uygulama mağazaları; Tiktok, Facebook, Instagram gibi sosyal medya
uygulamaları; Youtube gibi video uygulamaları ve Whatsapp gibi
haberleşme uygulamaları dahil dijital alanda aklınıza gelebilecek tüm
devler sundukları hizmetler ile bu kapsamda yer alıyor. Bir de ‘yan
hizmetler’ var. Bunlar da temel platform hizmetleri bağlamında ya da bu
hizmetlerle beraber sunulan hizmetleri işaret ediyor. Ödeme hizmetleri
bunlardan en öne çıkanı. Yani Apple size gelip ‘hazır uygulama mağazama
kadar gelmişken buradan indirdiklerinizde ödeme yapmak için de bi zahmet
Apple Pay’i kullanın’ derse o zaman bu ödeme hizmeti uygulama mağazası
hizmetinin yanında, onunla beraber sunulan bir yan hizmet oluyor. Son
olarak DMA diyor ki; ben bu belirttiğim alanlarda belirli ciro
eşiklerini ya da ticari kullanıcı sayısını geçen firmaları ‘gatekeeper’
olarak tayin ederim ve onların uyacakları özel kurallar belirlerim.
Gatekeeper Türkçe’ye genellikle geçit bekçisi olarak çevriliyor.
<u>Hayatın İçinde DMA</u>
DMA’in temel mantığını hala anlamamış olabilirsiniz. Sorun değil. Yalnız
değilsiniz. Aklınızda sadece şu kalsa yeter: Avrupa’da dijital devler
için kurallar getiren DMA’de ödeme hizmetlerine de etki edebilecek yeni
kurallar var. Peki bu yeni kurallar Beyaz Yakalı John’un hayatını
Avrupa’da nasıl etkileyecek, biz bunun peşindeyiz. Gelin ona bakalım.
DMA’in 5. maddesi basit ama önemli bir şey yapıyor ve ödeme hizmetlerini
geçit bekçilerinin sunduğu temel platform hizmetlerinden ayırıyor.
Ayırıyor da ne oluyor? Beyaz Yakalı John bu kanundan önce Apple Store’a
girip bir oyun indirip o oyunun içinde satın alma yaptığında mecburen
Apple Pay’i kullanıyordu ve Apple bunun için yüklü bir komisyon tahsil
ediyordu. Bu komisyon meselesine sonradan yeniden geleceğiz. Ama bu
aşamada önemli olan yasa öncesinde oyunun geliştiricilerinin Apple
üzerinden dağıttıkları oyunda Apple Pay haricinde ödeme alternatiflerini
sunamıyor olmaları. İşte DMA sayesinde artık sunabilecekler. Dolayısıyla
John da oyun oynarken satın almalarında Apple Pay haricinde diğer
alternatiflere ve muhtemel daha avantajlı koşullarda erişebilecek.
Bunu biraz daha teknik ifade edecek olursak, mobil ödeme hizmetlerine
ilişkin olarak, son kullanıcılar cihazlarına önceden yüklenmiş
varsayılan ödeme cüzdanını kullanmak zorunda kalmayacak, bu cüzdanı
başka bir ödeme cüzdanı ile değiştirebilecek veya cihazlarına önceden
yüklenmiş cüzdanla birlikte çalışacak üçüncü taraf bir ödeme cüzdanı
yüklemeyi tercih edebilecekler. Yani DMA John’a seçme hakkı veriyor.
Seçenekler çoğalınca doğal olarak John’un cebinden çıkan azalıyor. Bu
anlattıklarımızın uygulama geliştiricileri bakımından doğal sonucu
Apple’ın ödeme hizmetleri ve kimlik doğrulama teknolojileri gibi
hizmetlerini kullanmak mecburiyetinde kalmamaları. Dahası Apple, Apple
hizmetlerinden yararlanan kullanıcıların verilerini John’un
uygulamasından elde ettiği verilerle birleştirerek büyük veri havuzunu
daha da genişletemeyecek.
<u>Sen Geliştirdin Ama Benimle Paylaş Kuralı:</u>
DMA’in AB insanının hayatında görünür değişiklikler yapacak olan kısmı
ise Apple gibi geçit bekçilerinin işletim sistemlerine, donanımlarına ve
yazılım özelliklerine açık erişim sağlamak zorunda olmaları. Bunun
Türkçesi – ödeme hizmetleri alanı bakımından – şu: Telefonlar
aracılığıyla temassız ödeme yapılmasını sağlayan NFC teknolojisi Apple
dışındaki üçüncü taraf mobil ödeme cüzdanlarının erişimine açılacak ve
bunların kullanımı yaygınlaşacak. <u>Cihaz Apple’ın, teknoloji Apple’ın
ama kanun halkın. Ve o kanun – şimdilik burada tartışmayacağımız
gerekçelerle – bu teknolojiyi erişime aç diyor.</u>
İşte bu durum AB’deki vatandaşların hayatlarında gözle görülür etkiler
yaratacak. Günümüzde Apple Pay bazı ülkelerde anlaşmalı olduğu sınırlı
sayıda banka ve finansal teknoloji şirketi ile işbirliği yapıyor ve bu
kuruluşların kartlarının NFC sistemine kaydedilmesine izin veriyor. Bu
şanslı grup telefonlarının yan tuşuna basıp hızlıca ödeme yapıyor ve
zevkten dört köşe oluyor. NFC erişimi olmayanlar ise ödeme cüzdanlarını
ya da banka uygulamalarını açıp QR kodu taratmak zorunda kalıyorlar.
Türkiye’de durum farklı olsa da QR kodları dünya genelinde farklı
standartlarda belirlenen ve birlikte çalışma konusunda sorun çıkaran
parçalı yapılar. Küresel ödemelerin entegrasyonuna engel. NFC
yeteneklerine erişim kısıtlamalarının kaldırılması, bankaların ve
finteklerin, POS ödemelerini kolaylaştırmak için mobil NFC teknolojisine
dayanan uygulamalar sunmalarına olanak tanıyacak. Bu hareket, Avrupa
tüketicileri için POS ödeme deneyimini basitleştirmeye ve yükseltmeye,
ödeme seçeneklerini genişletmeye yönelik önemli bir adım anlamına
gelecek ve ödeme hizmetleri sektörünün potansiyelini genişletecek.
<u>Hayat Sadece John’a mı Güzel?</u>
Bu düzenlemeler AB’de yerleşik vatandaşların hayatlarında ödeme
hizmetleri bakımından önemli değişiklikler yaratacak. Peki benim
vatandaşımın boynu bükük mü kalacak? Hem evet, hem hayır.
Yukarıdakilerin yapılmasına imkân tanıyan yasal düzenlemeler henüz
Türkiye’de yok. Rekabet Kanununda bu yönde değişiklik yapılması önerisi
ilk olarak iki yıl önce gündeme geldi. Arada ne yasalar geçti ama bu
değişiklik hala yasalaşamadı. Yasalaşırsa benzer tartışmaları Türkiye
için de yapmak mümkün olacak. E tabi bir de Apple Pay’deki NFC
uygulamasının Türkiye’de aktif olması gibi ufak bir şartımız da var. Ne
diyelim, olur inşallah.
Ama yine de enseyi hemen karartmamak lazım. Çünkü Rekabet Kurumu kanunum
değişmedi diye bu işin peşini bırakmıyor. Mevcut kanundaki yetkilerini
kullanarak açtığı soruşturmaların da ödeme alanında sonuçları olması
muhtemel. En son açılan Apple Soruşturmasını da bu bağlamda
değerlendirmek gerekiyor.
<u>Rekabet Kurumunun Apple’a Açtığı Soruşturma Duyurusundan Bir Şey
Anlamayanlara İthafen</u>
Geçtiğimiz günlerde Rekabet Kurumu resmi hesaplarından uzun bir açıklama
ile Apple hakkında soruşturma açtığını duyurdu. Rekabet Kurumu,
hesaplarımı takip edip bir şeyler öğrenmek isteyenler önceki kararlarımı
ve raporlarımı okuyup da gelsinler, cahil ile işim olmaz modunda. O
nedenle açıklamada belirtilenleri sadeleştirmek yine halk için ekonomi
gazeteciliği yapanlara düşüyor. Rekabet Kurumu diyor ki;
-
Ben zaten Mobil Ekosistemler Sektör İncelemesi adı altında bir çalışma yaptım. Bu çalışma esnasında gördüm ki Apple, Türkiye’de uygulama geliştiricilere ödeme hizmetlerinin sunumunda birtakım kısıtlamalar getiriyor. Bu hoşuma gitmedi.
-
Hoşuma gitmeyen nedir diyecek olursanız, Apple uygulama geliştiricilerin kullanıcılarına ‘Apple üzerinden değil de şuradan ödeme yaparsan daha uyguna alabilirsin’ şeklinde bilgi vermesine ve alternatif ödeme kanallarına erişime getirdiği kısıtlama ilk sırada geliyor.
-
Yani Apple uygulama geliştiriciler için kendi ödeme sistemlerinin kullanımını zorunlu tutuyor ve diğer ödeme hizmet sağlayıcılarının burada verecekleri hizmetleri engelliyor.
-
Rahatsızlığım keşke bunla sınırlı kalsa ama kalmıyor, Apple uygulama içi satın almalarda da illa Apple Pay kullanacaksınız diye tutturuyor ve bu satın almalardan %30 (yazıyla yüzde otuz) komisyon alıyor.
Görüldüğü üzere Rekabet Kurumu Apple’ın uygulama geliştiricilerine kendi
ödeme uygulamasını dayatması ve yapılan ödemeler üzerinden %30 gibi
yüksek bir komisyon alması meselesi var.
<u>Bu Konularda Rahatsız Olan Sadece Türk Rekabet Otoritesi
Değil</u>
Apple bu eylemleri ile sadece Türk Rekabet otoritesini kızdırmadı,
başkalarının da öfkesine mazhar olmuş durumda. Mesela kendi evinde ABD
Adalet Bakanlığı yanına 16 eyaleti de alıp Mart ayı içinde Apple
hakkında türlü iddialarla dava açtı. İncelenen konular arasında üçüncü
tarafların ödeme hizmetleri sunumunun kısıtlanması ve %30’luk yüksek
komisyon oranları var. Bu %30 meselesinin aslında ABD’de geçmişi 2020
yılında Epic Games ile Apple arasında çıkan kavgaya dayanıyor. Epic
Games birden bire cevvallik yapıp, ‘Ey Fortine oynayanlar, güncelleme
yaptım, artık satın almalarınızda Apple Pay ya da Google Pay kullanmak
zorunda değilsiniz, direkt bana ödeyin daha ucuza alın’ dediğinde
uygulama mağazalarından atılmıştı. Gelinen noktada kararlar karmaşık
olsa da Apple’ın alternatif ödeme kanallarını engelleyemeyeceği
belirtildi desek yanlış olmaz.
ABD’de yaşanan hikayenin benzeri AB’de Spotify üzerinden yaşandı ve
Apple AB Komisyonu’ndan 1,8 Milyar Euro ceza yedi.
<u>Kapanış ve Saygı Duruşu</u>
Eğer buraya kadar okuduysanız, sizlere gerçekten saygı duyuyorum. Bu
devirde zor iş. Özet mahiyetinde de şunu söyleyeyim: Dijital ekonominin
regülasyonu konusunda rekabet hukuku alanında önemli şeyler oluyor.
Ödeme hizmetleri örneğinden görüldüğü üzere bunun tüketicilere de
doğrudan etkileri söz konusu. Rekabet Kurumu kararları ile bu alanda
varlık gösterse de kanun değişikliğinin daha geniş imkanlar sunacağı
açık. AB örneği tam olarak bunu gösteriyor.



